Sayfalar

Beyindeki Modüler Sistem



İnsan beyni birçok parçadan oluşmuştur. Her birinin özel fonksiyonu vardır; biri sesleri konuşmaya çevirir, biri renkleri bir manzara olarak biraraya getirir, biri kokuyu kaydeder, biri tanıdık bir yüzü anımsar ya da balığı meyveden ayırt eder. Ancak beyindeki parçaların fonksiyonları sabit değildir ve tüm bu parçalar aynı zamanda birbirlerine bağımlı çalışmaktadır. Beyin yarım kürelerinin ayrılması konusunda ilk araştırmayı yapan Psikolog Roger Sperr, bu çalışmasıyla Nobel ödülü kazanmıştır. Sperry, beynin "homojen bir kara kutu değil, modüler bir sistem" olduğunu gösterdi.1 Günlük hayatta modüler sistemin önemi, takılıp sökülebilen, ihtiyaca göre kullanım alanı değiştirilebilen, kullanıcının isteklerine göre şekillendirilebilen bir sistem olmasından ileri gelmektedir. Ayrıca modüler sisteme göre tasarlanan malzemeler, hem kullanım, hem de geliştirme açısından son derece esnektir. Beynin de sabit bir yapıda olmayıp şartlara göre değişen, gelişime açık yapısı bilim adamlarını hayranlık içinde bırakan bir özelliktir.

Beynin yarı küreleri arasındaki iş bölümü nedeniyle bir taraftan diğer tarafa bilgi aktarımının sağlanması hayati bir önem taşır. İki yarı küre arasındaki karşılıklı bilgi akışı 80 milyon kadar aksondan meydana gelen devasa bir köprü ile sağlanır. Eğer bu bağlantı sağlanmamış olsaydı, beynin içinde bir kaos ortamı yaşanırdı. Sadece aktarımın sağlanması değil, aynı zamanda bilgi paylaşımının da hassas bir zamanlamayla yapılması gereklidir. Bu da saniyenin 60.000’de biri kadarlık sürede eş zamanlılığın yakalanmasını gerektirir. Örneğin görme duyusunda bu eş zamanlılık sağlanamasaydı, bir gözün gördüğü şey diğer gözün gördüğü şeyle uyumsuz olur, görüntü çiftleşmesi meydana gelirdi. İşitme duyusunda, eş zamanlılık olmadığında ise, sadece belirsiz yankılar duyulurdu.
1- Rita Carter, Mapping the Mind, University of California Press, Şubat 1999, s. 43.